Hava Durumu

 EDIRNE

Ziyaretçi Sayacı

mod_vvisit_counterBugün401
mod_vvisit_counterDün348
mod_vvisit_counterBu Ay9405
mod_vvisit_counterToplam914682
Arpaç Köyü
Çarşamba, 10 Mart 2010 00:55

İlçe merkezinin 17 km. kuzeyinde bulunmaktadır. Akardere Köyü, Musulça Köyü, Kocahıdır Köyü ve Küküler Köyü ile çevrili bulunmaktadır. Bu sınırlar içinde, 18 bin dekar araziye sahip bulunan köyün, dağlık, bataklık, sazlık, göl yeri yoktur ve 33 dekar koru bulunmaktadır. Köyün batısından geçmekte olan Süleoğlu deresinden başka akarsuyu da yoktur. Köyün arazileri bu dereden kısmen sulanmakta ise de esas sulama, Süleoğlu Baraj ı'ndan suni kanallarla gelen su ile sulama yapılmaktadır.

Köy, Süleoğlu'ndan gelen asfalt yolun her iki yakasına kurulmuş düzlük bir yerdedir. Ev konumları topludur. Kuruluş yeri genellikle düz bir sahada bulunmaktadır. 120 konuttan ibaret olan köyün, 6 adedi iki katlı, 114 adedi tek kat planı üzerine inşaa edilmiştir. 40 ev 4 oda bir salon tipinde, 60 ev 3 oda bir salon tipinde, 20 ev ise 2 oda bir salon planında yapılmıştır, %50'si kerpiç, %30'u tuğla ve %20'si biriket malzemesi ile yapılı, damlar çatılı ve kiremitle örtülüdür. Köy oldukça güzeldir.

Fatih Sultan Mehmet Han döneminde, Havvası Koca Mahmud Paşa'ya has olarak verilen, Hasköy ve civarı ki Arpaç denilen yer de bu sınırlara dahil ve bir çiftlik olarak kullanılmış. Çiftliği aslında kuranlar, Havvas'ı Mahmud Paşa varislerinden olduğu söylenen veya öyle sanılan Hacı İsmail ki, bu kişi Hasköy Camii mütevvelli heyeti başkanıdır. Hasköy'ünde bulunan Vakıf binalarının ve arazilerin, tasarrufuna memur edilmiş idi. Söylentilere göre, Havvas'ı Mahmud idam edildikten sonra, Arpaç çiftliğini, 200 sarı lira ödeyerek müstakil olarak kendi adına geçirmiş. Kendi taalukatından 3-4 hane yerleşiyor ve uzun zaman burası, çiftlik olarak kullanılıyor. Çiftlik arazilerini, Reaya'ya (Bulgarlara) çalıştırıyorlar. 1878 yılında, 93 harbinden hemen sonra, Bulgaristan'dan gelen göçmenlerden bir kısmı Hükümetçe buraya yerleştiriliyor ve bu gelen göçmenler, Reaya denilen Bulgarlar buradan gidince onların yerini alıyor ve arazileri yarıcı veya kiracı usulüyle çalışmaya başlıyorlar. Çiftliğin son sahipleri, Arif Beş, İrfan Beş ve Zeki Beylerdi.

Reaya olarak çalışan Bulgarlardan bir kısmı Bulgariya'ya gitmemişti. Bunlar da 1921'den sonra burasını tamamen terk ediyorlar. Zira 1912-13 yıllarında Balkan Savaşı sırasında Bulgaristan'dan gelen bir kısım göçmenlerin, buraya yerleşmiş olması, Bulgarların iş sahaları daralınca köyü terk ediyorlar. Cumhuriyet döneminde 1924 tarihinde, Yugoslavya'dan gelen ve 193 5 yılında Romanya'dan gelen göçmenlerle köy bu günkü duruma gelmiş oldu.

Çiftliğin arazisini, yarıcılıkla çalışmaya usanan bu köy halkı, 1936 yılında arazinin bir "bölümünü satın aldı. Diğer kalan bölümü de, ara ara 1954 yılma kadar alımlar devam emiş ve bu gün arazinin tamamı köy halkına aittir.

Osmanlı döneminde, Varna'dan Tekirdağ'ına uzanan Dar-ulsaadet denilen yolun güzergahı bu çiftliğin içinden geçerdi. Gelip giden kervancılar, burada konaklar, hayvanlarını Çayda (Süleoğlu deresi) sulayıp mola verirlermiş. Hayvanlarım burada doyurur ve dinlendirirlermiş. Bu bakımdan o zaman bu çiftlikte, en çok ekilen ürün arpadır. Kervancılar, bundan dolayı buraya Apa-Çayı adını vermişler. Zamanla Arpalı, Arpacı ve en son olarak da ARPAÇ adını almış oldu.

Köyün ekonomisi tarıma bağlı olup, yan gelir de hayvancılıktır. Araziyi Süleoğlu deresi ikiye böler. Bu derenin dar vadisi üzerinde bulunan araziler, bu dereden sulanırdı. Şimdi arazilerin tümü, Süleoğlu Barajı'ndan sulanabilmektedir. Bütün araziler, beton kanallarla planlı bir şekilde sulamayı kolaylaştırmak için örgütlenmiştir. Bir zamanlar köy, tütüncülükte ün almıştı. Bir defa da Edirne Tekelinden birincilik ödülünü almıştır. Bu gün için tütün eken yok.

Köyde gelenek ve göreneklerin devam ettirilmesi her ne kadar istense de, günümüz modası, gençleri yabancılaşmaya çekmektedir. Köyde 75 yaşını geçmiş 10 erkek ve 10 kadın bulunduğu, bu yaşlılardan köyün geçmişinde yaşanmış olan gelenek ve göreneklerle ilgili bilgi alınmaya çalışıldı. Bu konuda köyün İlkokul Müdürü Mehmet Çotuk'un yardımlarını gördük. Geçmiş dönemlerde, evlenmelerin görücü usulü ile yapıldığı, genç kızın ve oğlanın birbirini beğenerek değil, ailelerin beğenisi doğrultusunda yapıldığı, yapılması da zorunlu olduğu, buna kimsenin itirazı olmadığını ortaya koymuştur. Delikanlı oğlanların, kızları düğün, bayram ve Hıdırlez şenliklerinde veya tarla yolunda uzaktan uzağa görebiliyorlarmış. Birbirleri ile baş başa konuşmak, anlaşmak törelere aykırı sayılıyordu. Evlenme düğünleri, genelde salı günü başlar ve perşembe günü bitermiş. Bu gün bu durum tamamen değişmiştir. Aile büyüklerinin isteklerinin yanı sıra gençlerin de söz hakları bulunmaktadır. Bu günlerde düğünler genelde cuma günü başlar ve pazar günü biter, hatta son zamanlarda bu düğünler daha kısa zamana bağlanmakta, bazen günü birlik bitmektedir. Düğünlerde davul-zurna olduğu gibi ince çalgı da çaldırılmaktadır. Eski zaman düğünlerinde zilli maşa, at koşusu ve güreşler de yapılırdı.

6-7 Mayıs Hıdırlez şenlikleri çok görkemli bir biçimde yapılırmış. Bu günlerde işe gidilmez, koruda (köy korusu) kışlada ve büyük ağaçlara salıncak kurulur, türküler, maniler söylenirdi. Kızların Mart ayında Mart ipi bağlamanın çözümü bu günlerde yapılırdı. Küplerde saklanan maniler ve kızların emanetleri (küpe, yüzük ve bilezik) teker teker çıkarılır ve mani okunarak şenlikler yapılırdı. Bu manilerden bazıları aşağıdadır:

Eflatun düğme diktim

Entarimin önüne,

Gezme oğlan ardımda

Seni çoktan bıraktım.

Yolda gider amıca,

Gel biçelim kaplıca,

Oğluna gönül verdim,

Annesinden saklıca.

Derelere su gelmiş,

Atlarım taştan taşa,

Yarimden mektup gelmiş,

Okudum baştan başa.

Parmağında yüzüğün,

Üç taşı burma, barma,

Gittiğin yerde yarim,

Üç günden fazla durma.

Köyün kültürel yönü, yörenin değişim süreci içinde sürdürülmektedir. Bir tarafta gelenek ve göreneklere bağlı kalmayı arzu edenler olduğu gibi, yeniliğin birlikte sürdürülmesi doğrultusunda da boyut kazanmakta olduğu görülmektedir. Dini inancına bağlı olarak genel bir görünüm kendini göstermektedir. Ramazan dönemi ve cuma günlerinde, cami cemaatinin çoğaldığı ve diğer zamanda da her yerde olduğu gibi azalmaktadır. 1912 yılında yapılan camii, tamir kabul etmez duruma gelince 1985 yılında, kurulan köy derneği önderliğinde ve Devlet yardımı ile yeni ve güzel bir cami yapılmıştır.

Köyde, cuma, salı, çarşamba ve cumartesi günlerinde, herhangi bir işe başlama, çamaşır yıkama ve ev temizliği yapılmaz; uğursuzluk getireceği inancı vardır. Çocuğu küçük yaşta ölen annelerin, perşembe gününün akşamı ve cuma günü dikiş-nakış ve örgü işi yapması günah sayılır. Çünkü o gece ölen çocuklarının ruhları, annelerini ziyarete geleceği inancı bulunmaktadır

Köyün tüzel kişiliğine ait, köy odası, camii ve okul olarak kayda geçmekte, köy kahvesi, sağlık evi ve selektör binası ile imam evi sayılabilir. 95 dekar araziye sahip kamu, bu yerlerin gelirlerinden bütçe yoluyla faydalanmaktadır.

Bu Makale 5917 Defa Okunmustur.
 

Site Istatistikleri

Aktif Uyeler:170
Son Uyemiz:abbas
Son Ziyaretci:admin
Bolum:6
Kategori:7
Icerik Okunma:1403712
İçerik:837

Kimler Sitede

Suan Sitede:
  • 34 ziyaretci